Eylül 07, 2009

Lokomotif

Benliğiniz bir lokomotif ise, artık bir kuyruk misali ardı sıra peşinize taktığınız vagonları bırakmanın zamanı!

İnsanlığın bilinçteki evriminin görünen kanıtı, “Artık böyle gidemez” zamanlarını yaşıyoruz. Dışarıda bir şeylerin değişmesini istiyoruz, bekliyoruz. Bunun için tek ve gerekli büyük adım, “içimizdeki çürümüş, yozlaşmış benlik kırıntılarının” arasında kaybolmuş “öz benliğimizi” ortaya çıkarmaktır. Bir kurtarıcı, lider ya da peygamberin ayağınıza gelmesini beklemeyin, O’nu sizin arayıp bulmanız gerekiyor.

Denize doğru yaklaştıkça geçtiği kıyılardan topladıkları ile bulanan bir akarsu misali, kaynağımızdan çıktığımız o ilk saf halimize dönüş yollarını aramalıyız. Kaynak’ımıza dönüş hızımız, suyun yoğunluğu ya da yük miktarımız ile doğru orantılı. İşte bu nedenle tüm vagonları bir bir benliğimizden söküp atmalıyız; Kaynak’ımıza, Yuva’mıza daha çabuk ulaşmak için. Bu haliyle benliklerimiz, bir balçıktan farksız.

O vagonlarda, tutunup kaldığımız, bırakamadığımız geçmişimiz var. Bize sorgulamamak üzere öğretilen saplanıp kaldığımız inançlarımız, sanrılarımız var. Utançlarımız, korkularımız, büyük acılarımız, pişmanlıklarımız, hatalarımız var. Bu bağları koparmak öyle kolay değil. Zaman, her şeyin ilacı gibi görünse de değil. Dönüşmedikçe, dönüştürmedikçe, zaman, sadece farklı dekorlar ve kastlarla aynı senaryoyu karşımıza çıkarır; uyarır, sorunu işaret eder ama çare olamaz. Çare, duygularımızda saklıdır. O yükler, ancak yaşananların ardında saklı olan nedenin bulunarak benliğin arındırılması ve öz benliğin ortaya çıkarılması ile atılabilir.
Direksiyon başına geçmek büyük sorumluluktur; can ve mal güvenliğiniz sizin ellerinizdedir. Direksiyon başında uyumak (bu dünya illüzyonuna kanmak ve uykuda kalmak), alkollü araç kullanmak (gerçeği görmemekte direnerek kendinden kaçmak), arabanızın periyodik bakımlarını yaptırmamak (beden, ruh, ve akıl sağlığını koruyamamak), v.b. ihmaller nedeniyle kaza yaptığınızda karşı yönden gelen hiçbir aracı ya da kaldırımda yürüyen yayaları suçlayamazsınız! Hayatınızın tüm kontrolünü, ya sorumluluğunuzu kabul ederek elinize alırsınız ya da direksiyonu bırakıp gözlerinizi yumarak korkularınıza teslim eder, sizi karanlığa götürmesine izin verirsiniz. O zaman kötü kaderinizden niye şikâyet edersiniz? Hayatınızı kendi ellerinizle korkularınıza teslim etmediniz mi? Sorumluluk sizin değil mi? Ölmek, zaten çare değil.
Dolambaçlı yollardan geçerek kendini tekrar edip duran kaderimizin bize anlatmak istediği tek bir şey var. “Farkına var,” diyor. Deneyimlediğimiz her kötü anı ile ortaya çıkan korkular, pişmanlıklar, kıskançlıklar, ıstıraplar bir tek şey göstermeye çalışıyor: “Ben sonuç değil sebebim! Bu deneyimi sen yarattın! Ne sokaktaki yaşlı adam, ne annen baban, ne eşin dostun, ne ekonomik kriz ne de havadan kaptığın nem! Onlar, sebep değil, yarattığın sonuçlar!” Bu kadim ve örtülü gerçeği görmek, kavramak ve bilmek, evrensel anahtar misali yolunuzu kesen tüm kapıları açacak ya da yüklerinizi sırtınızdan ihtiyacınıza göre birer birer ya da topyekûn dökecek şifredir. Bu, negatif yoluyla pozitifi vurgulayan 3B dualite oyununun kuralıdır: “Kötüyü yaratan sen olduğuna göre iyiyi de sen yaratırsın.” Bu, kendini bilmek suretiyle kendinin-efendisi olmanın basit ifadesidir.
Bütün bu yolculuk mecazı bir yana, aslında hiçbir yere gitmedik; hala dağın zirvesindeki çıkış noktamızda, Kaynak’ta, Yuva’mızdayız. Ancak gözlerimize çekilen perde öyle kalın ki ayrılık illüzyonuna kanmışız. Varılacak bir yer yok. Zaten oradayız. Sadece 3 Boyutlu gözlüklerimizi takmış, “bilgisayarda”, “Yuvaya Dönüş” oyununu oynuyoruz. Birçok kez yanmış, “Game Over” sonrası oyuna baştan başlamışız. Her level’i (seviyeyi) birçok kez deneyimleyip tekrar tekrar oynadıktan sonra geçebilmişiz. Bu son level. Bu oyun sona ermek üzere, kötü adam (boss – cehaletimiz) ile savaşıp oyunu kazanmak üzereyiz. Bu kez ilk defa elimizde çok güçlü bir silah var: kendimizinki ile insanlığın yükselen bilinci. Yeni oyunlar, keşfedilecek ve yaratılacak yeni galaksiler, kurulacak yeni koloniler bizi bekliyor. 137 Ekran Full HD LCD ekranımızda çok yol kat ettik gibi görünüyor belki ama Ev’imizde hala aynı koltukta oturuyor olduğumuzu da unutmayalım.

1 yorum:

Unknown dedi ki...

Semra hanım Sizinle yüzyüze sohbet edebilmeyi dilerdim. Öz olarak varlığınız olumlu hisler uyandırıyor içimde.
"Her şey kendi cinsinden olana yüzlerce kanatla uçar gider... Ona ulaşma hayali ile bağlarını yırtıp yürür!" diye sesleniyor gönlüme Mevlana, zaman ve mekanı aşan yüreğiyle..
sonsuz yolculukta dünya deneyiminde bir yol arkadaşı diliyorum. bu dileğime güzel gönlünüzle siz de katılırsanız mutlu olurum..
Sevgilerimle