Ağustos 05, 2011

Know Nothing

Can I hide in your breath? To find some solace. And forget anything else but the infinity of your gracious existence. And stay forever in the warmth of your angel heart. Knowing nothing else. Nothing but your grace.

Temmuz 22, 2011

Yok

İnsan içindeki boşluğu doldurmak için sever,
Bense içinde eriyip gittiğim aşk ile yok olmak için.
Kalbinde ince bir sızı ile sessiz sakin bekler
Ruhum emanetin, benim değil ki senin.

Temmuz 15, 2010

Veda

Açtım gözlerimi
Rüyadan 
Gördüklerimden sonra
Gücüm yok artık
Bakmaya aynaya


Bir karanlık oda
içinde kalbim
Duyduklarımdan sonra
Gücüm yok artık
Uyanmaya


Git düşünme
Yolun aydınlık
Yüzün ışıkla dolsun


Git üzülme
En çok sevdiğin
Hep yanında olsun


Bundan sonra bir ben yok artık
Başka bir dünyaya yelken açtım
Yıllar sonra belki birgün anlarsın
Ben hiç bu dünyada olmadım


Aslında yok bir adım
Aslında hiç varolmadım

Mayıs 28, 2010

Nefs-i Müdafaa (Nefs ile Ben)

Ne diye debelenip duruyorum ki bu çukurda,
Gözümün içine baka baka,
Dalga geçiyor benimle,
Dönüp baktığım her defasında,
Ele geçiriyor benliğimi,
Sanki hiç yol almamışım,
Sanki hiç bir kez olsun farkına varmamışım.
Sanki hiçbir şey değişmemiş gibi;
Yine aynı ben aynı karanlıklarda
Savrulup duruyorum sahipsiz bir boşlukta.

Denedim.
Uzaklar, soğuk ve anlamsızdı ama acısızdı.
Döndüm.
Bile bile yine sana ruhumu mahkum ettim.
Bu son olsun ne olur;
Ya bırak sonsuza kadar gideyim,
Ya da tam şu anda seninle yok olayım.
Savaşamam artık;
Ne gücüm kaldı ne de cesaretim.
Ya ben, sen olacağım ya da sen, ben.
Bu defa bil ki kaçış yok bu nihai sondan.

Mayıs 25, 2010

Kapalı

Kapattım artık, Kalp kapakçıklarımı;
Sızmasın ne olur bir damla gözyaşım dahi dışarı.

Eylül 07, 2009

Lokomotif

Benliğiniz bir lokomotif ise, artık bir kuyruk misali ardı sıra peşinize taktığınız vagonları bırakmanın zamanı!

İnsanlığın bilinçteki evriminin görünen kanıtı, “Artık böyle gidemez” zamanlarını yaşıyoruz. Dışarıda bir şeylerin değişmesini istiyoruz, bekliyoruz. Bunun için tek ve gerekli büyük adım, “içimizdeki çürümüş, yozlaşmış benlik kırıntılarının” arasında kaybolmuş “öz benliğimizi” ortaya çıkarmaktır. Bir kurtarıcı, lider ya da peygamberin ayağınıza gelmesini beklemeyin, O’nu sizin arayıp bulmanız gerekiyor.

Denize doğru yaklaştıkça geçtiği kıyılardan topladıkları ile bulanan bir akarsu misali, kaynağımızdan çıktığımız o ilk saf halimize dönüş yollarını aramalıyız. Kaynak’ımıza dönüş hızımız, suyun yoğunluğu ya da yük miktarımız ile doğru orantılı. İşte bu nedenle tüm vagonları bir bir benliğimizden söküp atmalıyız; Kaynak’ımıza, Yuva’mıza daha çabuk ulaşmak için. Bu haliyle benliklerimiz, bir balçıktan farksız.

O vagonlarda, tutunup kaldığımız, bırakamadığımız geçmişimiz var. Bize sorgulamamak üzere öğretilen saplanıp kaldığımız inançlarımız, sanrılarımız var. Utançlarımız, korkularımız, büyük acılarımız, pişmanlıklarımız, hatalarımız var. Bu bağları koparmak öyle kolay değil. Zaman, her şeyin ilacı gibi görünse de değil. Dönüşmedikçe, dönüştürmedikçe, zaman, sadece farklı dekorlar ve kastlarla aynı senaryoyu karşımıza çıkarır; uyarır, sorunu işaret eder ama çare olamaz. Çare, duygularımızda saklıdır. O yükler, ancak yaşananların ardında saklı olan nedenin bulunarak benliğin arındırılması ve öz benliğin ortaya çıkarılması ile atılabilir.
Direksiyon başına geçmek büyük sorumluluktur; can ve mal güvenliğiniz sizin ellerinizdedir. Direksiyon başında uyumak (bu dünya illüzyonuna kanmak ve uykuda kalmak), alkollü araç kullanmak (gerçeği görmemekte direnerek kendinden kaçmak), arabanızın periyodik bakımlarını yaptırmamak (beden, ruh, ve akıl sağlığını koruyamamak), v.b. ihmaller nedeniyle kaza yaptığınızda karşı yönden gelen hiçbir aracı ya da kaldırımda yürüyen yayaları suçlayamazsınız! Hayatınızın tüm kontrolünü, ya sorumluluğunuzu kabul ederek elinize alırsınız ya da direksiyonu bırakıp gözlerinizi yumarak korkularınıza teslim eder, sizi karanlığa götürmesine izin verirsiniz. O zaman kötü kaderinizden niye şikâyet edersiniz? Hayatınızı kendi ellerinizle korkularınıza teslim etmediniz mi? Sorumluluk sizin değil mi? Ölmek, zaten çare değil.
Dolambaçlı yollardan geçerek kendini tekrar edip duran kaderimizin bize anlatmak istediği tek bir şey var. “Farkına var,” diyor. Deneyimlediğimiz her kötü anı ile ortaya çıkan korkular, pişmanlıklar, kıskançlıklar, ıstıraplar bir tek şey göstermeye çalışıyor: “Ben sonuç değil sebebim! Bu deneyimi sen yarattın! Ne sokaktaki yaşlı adam, ne annen baban, ne eşin dostun, ne ekonomik kriz ne de havadan kaptığın nem! Onlar, sebep değil, yarattığın sonuçlar!” Bu kadim ve örtülü gerçeği görmek, kavramak ve bilmek, evrensel anahtar misali yolunuzu kesen tüm kapıları açacak ya da yüklerinizi sırtınızdan ihtiyacınıza göre birer birer ya da topyekûn dökecek şifredir. Bu, negatif yoluyla pozitifi vurgulayan 3B dualite oyununun kuralıdır: “Kötüyü yaratan sen olduğuna göre iyiyi de sen yaratırsın.” Bu, kendini bilmek suretiyle kendinin-efendisi olmanın basit ifadesidir.
Bütün bu yolculuk mecazı bir yana, aslında hiçbir yere gitmedik; hala dağın zirvesindeki çıkış noktamızda, Kaynak’ta, Yuva’mızdayız. Ancak gözlerimize çekilen perde öyle kalın ki ayrılık illüzyonuna kanmışız. Varılacak bir yer yok. Zaten oradayız. Sadece 3 Boyutlu gözlüklerimizi takmış, “bilgisayarda”, “Yuvaya Dönüş” oyununu oynuyoruz. Birçok kez yanmış, “Game Over” sonrası oyuna baştan başlamışız. Her level’i (seviyeyi) birçok kez deneyimleyip tekrar tekrar oynadıktan sonra geçebilmişiz. Bu son level. Bu oyun sona ermek üzere, kötü adam (boss – cehaletimiz) ile savaşıp oyunu kazanmak üzereyiz. Bu kez ilk defa elimizde çok güçlü bir silah var: kendimizinki ile insanlığın yükselen bilinci. Yeni oyunlar, keşfedilecek ve yaratılacak yeni galaksiler, kurulacak yeni koloniler bizi bekliyor. 137 Ekran Full HD LCD ekranımızda çok yol kat ettik gibi görünüyor belki ama Ev’imizde hala aynı koltukta oturuyor olduğumuzu da unutmayalım.

Mayıs 08, 2008

Zuhur

Kalbim kalbinde doğdun bir uzak diyarda
Kimse bilmiyordu ben'im sende saklı
Bir söz dahi duymamıştık farklı
Gözünün gördüğünü gördü gözlerim
Henüz yoktu özlemin
Senin dışında bir ben olduğunu bilmezdim
Henüz yoktum - aynadaki diğer yüzün -
Sonra benlik denizine düştüm
Işığa kapılıp karanlığa uyandım
Işığa kanıp Dünya'da uyandım.

Nisan 19, 2007

Kader

Aştın sandın ya şu dağı, taşı toprağı hayalle doldurup benliğini kalbini kanatan şu nefis dağını, kaçtın sandın ya aydınlatıp yüzünün karanlığını; ne diye şaşarsın bir zaman sonra başını kaldırıp karşında görünce tüm heybetiyle hala orada olduğunu, kendine dolanmış bir yolda yürürken ne beklersin ki yeni hiç anlamazken kendini tekrar edip durduğunu! Aç gözünü iyice bak, onu yaratan da yolundan çekecek olan da sensin, ah bir anlasaydın niye kaderine yazdığını?

Nisan 18, 2007

Hakikat

Bu yalan dünyanın kulu kölesi olmuş korku dolu yüreklerden başka bir yol tuttum diye kendime, varacaksam bile dikeni gül bilmiş kurak illere, değişmem içimdeki Hakikat denizini ne güzele ne de biçime, başka bir hal ile yanıp küle dönen benliğimin yerinde bir Aşk Ovası serili şimdi... seyrederim Gönül’ün kapısını açanlar ile.

Nisan 09, 2007

Sınır

Can yanıyor.. ne diye bu ayrılık, ne diye? Ne diye bu kapılar, duvarlar; ben'de bir sınır yok ki sen'e varmak için eşiklerden geçeyim? Varlığından kaçmak için bir dam altına sığınayım? İster yağ, ister doğ üstüme; ne diye kaçayım kendimden, ne diye?

Şubat 22, 2007

Gölgeler

Tutsaklıktan kurtulmuşlar da
Deliler gibi mutluluktan dönüyorlar Sema’da
Gölgeler..
Gözlerimin gördüğü varlıklardan azad edildiler!

Kaynak

Bir pınar olmuş akmaktasın evrene,
Ne varsa duyduğun ve gördüğün kendinden bil,
Kendinde ara bul; sebep başkası değil!
Tek Kaynak sensin,
Hayatını düşüncelerinle beslersin;
O zaman ne diye şikayet edersin?
Şekle aldanmayı bırak,
Kaldır da örtüleri bir bak!
Bir'dir her şeyin özü, kaynağı..
O da senden gayrı değil!
Zâhir Bâtın'a ayna tutar,
Bakan da gören de yansıyan da
Senden başkası değil!

Şubat 21, 2007

Ayna

Yaprağa konan damlaya,
Toprağın bağrındaki tohuma,
Yazdım seni, elimde kırıldı kalemim.

Aynalar yorgun yokluğundan,
Yüzün belirirse diye baktığımdan,
Seni sordu kalbim, anlatmaya varmadı dilim.

Yüreğimdeki derdine bir çare bulamadım,
Seni ne söze ne kitaba sığdıramadım,
Kalb’de söylenir sözün, Kalb’de duyulur;
Onun için bil ki bu dile kilit vurdum.

Şubat 20, 2007

Gök

Kimler hatırlar adımı; Kimler söyler sözümü; Kimler anar beni; Kimler düşünür?
Sormayın bana; Cevap veremez dilim.. susar.
Kimim, neyim, nerdeyim bilmiyorum.. Ne adım var artık, ne yerim yurdum..
Gönüllere süzülen sevgiyim ben; Hepsi ve tüm evren dönüyor benimle..
Sığamıyorum ne yere ne göğe; Yürekten başka bir yere..
Bütün yıldızlar ellerimde.. Doğan Ay’ım ben geceye..
Topraktan salına salına çıkan çiçeğim ben; Yüzümü dönerim Güneş’e..
Hep “var”ım ezelden ebede;
Şekilsiz Öz’üm ben, Can olurum yok’luktan var’olanların içine..
Ne göz görür beni, ne kulak duyar;
Gönüllerde şakıyan bülbülüm ben..

Şubat 13, 2007

Sema

Düşlerim var..
Sultanın ötelerdeki bahçelerine uzanan,
Yuva’dan güller getirdim, vuslat kokan,
Sema eyler gönül tüm kainat ile.

Bu ateşin içinde öyle bir yandım ki ben
Yok oldum da
Nüfuz etmedeyim zerreye.
Akan suya karşı durmak ne mümkün;
Kapıldım sele ben de gitmedeyim.

Kaldır tüm perdeleri, örtüleri aradan,
Bırak da aksın gözyaşım gönlüne,
O’nun bahçesindeki pınarlardan getirdim.
Yıkayıp gönlümü, gönül kapına geldim;
İlahi’nin muazzam sevgisinin bir damlasıyla dolup taşınca;
Seni O’nun yüreğiyle sevdim.

Şubat 12, 2007

Kül

Yine güzel bir hal ile geldin,
Gönül’e bir ateş daha düşürdün,
Sen beni yakmaktan, bense yanmaktan usanmadım!

Çokları cehennemde yanmaktan korkar,
Yanmak cehennem ise ateş-i aşkınla yanar iken her an,
Cehennemdeyiz biz o zaman?
Halbuki yanıp küle döndü mü benliğin, cennete doğarsın.. yeniden.

Şubat 11, 2007

Yeni

Sel idim damla oldum; Düşmekteyim semadan yere.
İster avucunu aç, ister bırak düşeyim toprağa.
Sesim soluğum kalmadı, inlemekteyim sessiz.
Bir sözüm yok ki diyeyim; Bu acıya bir neden, bir yol göstereyim!
Neydim ben, kimdim? Ne diye buralara geldim?
Bu ayrılığa bir neden kalmadı ki dönüş yoluna çıkmak isterim.

Yeni bir güne doğmalı artık.. Eskiyi bırakmalı,
Yeni hallere, yeni şekillere bürünmeli!
Yeni sözlerle, yeni düşüncelerle dolmalı,
Unutup geçmişi sadece bugünü bilmeli!

Öz

Doğmuş ya da doğmamış, herkes ben’im!
Var olmuş ya da olmamış, herşey ben’im!
Ne bir görüntüye ihtiyaç var ne de bir söze;
Göze, dile sığmaz benim Öz’üm,
Gönül’den başka bir yere!
Her an evren olup yeniden doğmaktayım!

Ağaç

Bir adım yok artık benim!
Sevdadır gönülden evrene dökülen.
Benden geriye bir şey kalmadı;
Yalnızca bir ateş-i aşk.. yanıp küle döndüren.

Ben bir ağacım,
Dört mevsim çevrilir etrafımda,
Tüm yapraklarım hala dallarımda,
Dökülmeyenler olmayan yapraklarım!

Gövdem yıkılsın razıyım!
Bu aşk bedende yaşayamaz,
Varlığında “yok” olayım,
Bu ayrılığa artık ruh dayanmaz!

Ayrı bir mekan tutarsın kendine,
Ayrı isimler verirsin cisimlerimize,
Ayrı bilirsin benden canını,
Bir son verdim bu ikiliğe sende yok ederek varlığımı!
Bir tek sen varsın artık, ne ben ne de başkası!

Şubat 10, 2007

Rüzgâr

Senin adın rüzgâr idi;
Ben ise ağacın yaprağı!
Sonbahar gelsin diye bekler dururdum;
Kapılıp sana, süzülmek için gökyüzünde!

Senin adın ırmak idi;
Ben ise kıyısındaki toprağı!
Suyun taşsın diye bekler dururdum;
Karışıp sana, dökülmek için denize!

Şimdi gün başka, yer başka,
Sen başka, ben başka,
Ama ne özlemim değişir

Ne de sevgim adına!

Yol

Ey Gönül,
Ey Gül-i Zâr!
Nice yol bilirsin halbuki varmak için Sevdiğine!
Sen yine de;
Serilmişsin gökyüzünün ılık ılık esen rüzgarının içine,
Seyredersin O’nu şekilde ve biçimde,
Zahirdeki aksin ile kavuşursun aldığın her nefeste..

Şubat 09, 2007

Kapı

Tuttu kolumdan birgün biri,
Durmak yok bu Alem'de koşmak lazım dedi!
O diyardan bu diyara,
Gezdim gördüm şu Alem'de ne varsa..
Kimi bildi tanıdı beni, kucak açtı;
Kimi görmedi bile gözleri öyle kapalı!

Kimi ötede, kimi beride!
Nice güzelliğin seyrine vardım, her Gönül'de..

Ama nereye gitsem, hep bir şey yazılı Kalb Kitabımda,
Şu evrenin varsam bile diğer bir ucuna,
Gelip ağlamak ister gözlerim Gönül Hanının Kapısında,
Bulurum seni inan arı olup saklansan bile kovanına,
Yeter ki almasan bile içeri, beni Kapından kovma..

Şubat 07, 2007

Kitap

Bakmayın öyle şu yüzüme, suretime;
Bir 'kitap' olup indim ben yeryüzüne;
Bunun için 'oku' yazıyor ilk ayetimde..

Şubat 06, 2007

İlahi

Sarı yapraklar evlerini terk edeli aylar oldu. Yer gök gözyaşlarıyla doldu. Nâr-ı firkatinle canlar küle döndü, yağdı da her yan beyaza büründü. Aşkınla kapkara topraklar dile geldi, yemyeşil bahçelere güller serildi. Gece gündüz sen vardın da önümüzde, niceleri göremeden göçüp gitse de, niceleri hala seyr ü seferde.

Bu gözler senden başka neyi görür ki, güzelliği onda görsün! Bu gönül senden başka neyi sever ki içi onun sevgisiyle yanıp küle dönsün! Senden başka ne var oldu ki, ruhum varlığını onda söndürsün!

Ocak 30, 2007

Yağmur

Hani bazen yağmur damlaları yavaş yavaş düşmeye başlar,
Adımların sıklaşır, hızlanırsın hafiften hafiften..
Sonra birden kaybolursun damlaların içinde;
Ya sığınırsın bir dam altına, ya açarsın şemsiyeni,
Ya da devam edersin yoluna, razısındır kaderine..

Yürüyorum..
Her gün hep o aynı kararsız bulut tepemde;
Hep aynı damlalar, ağır aksak düşüyorlar.
Ya yağarsın ya da durur çekip gidersin;
Sen de mi yazıldın yoksa kaderime.. kederime?
Kim bilir belki korkularımsın!

Sonrasını özlemle beklediğin,
Bitmeyen bir hayatın adımlarını atarken,
Hissettiğin, bildiğin bazı şeylerin gerçekleşmesinin
Bu hayatında mümkün olmamasının kahreden acısına rağmen,
Yalnız değilsin mi demek istediğin?

Hem korkularım, hem şüphelerimsin!
Ya bu içine düştüğüm ateşte boşu boşuna yanıyorsam?
Ya o gün varolmamış ve asla gelmeyecekse?
İçine tüm evreni saklamış, sığdırmış,
Bir kalp dolusu sevgi boşa giderse?

“Sen haklıydın Celâl,” diye haykırarak,
Sokaklarda koşmak geliyor içimden;
“Rumî, sen haklıydın, affet beni!”

Ve haklıysam eğer o gün varsa;
Ben şimdiden gitsem oraya, orada beklesem..
O güne dek duymasam, görmesem, bilmek yeterdi bana!

İşte bir tane daha.. ve bir tane daha..
Düşüyorlar umarsız, sessiz, sakin..

Ocak 28, 2007

Şişe

Gönül buldu kendini bir şişenin dibinde,
Şişe mi benim içimde, ben mi şişenin içindeyim belli değil,
Anlamaz kimse bu sarhoşluğumun nedenini,
Bir şişeye düşmeden önce.

Ocak 27, 2007

Nokta

Gölgesi vurmuş varlığa En Güzelin... Dalmış gidiyorsun seyrine; Uyanmak bu kadar güç mü diyorsun kendine! Böylesine üzülmek gereksiz bilmez misin? Gözünü açmak mümkün mü yazılmadan kaderine.. sanır mısın ki seni vuran zincire başkası! Ya kurtaran.. yoksa sen misin?

Ya gördüğün her şey, senden gayrı mı ki beğenmezsin! Kendi kalbin kıran kendinsin! Şekle dalıp da ayrılığı yaratıp ne diye inlersin! Kalkınca tüm perdeler, geride kalacak olan sen misin? Benliğini kaldırmadan görüntüden ibaretsin! Öz’üne vardığında ise dönüp bakınca geriye, sen her şeysin, her şey sen!

Nedir ki gün dediğin; Her şeyin kendini var sandığı görüntülerin aslı Nur’dur, seyrettiğin.. Can, yeter nefsine zulmettiğin.. Var etme yok olanları, karanlığa kat kendini, ver her şeyini gitsin.. Korkma Nur’dur aslın senin.. Bir Sema’ya erdin mi bulursun orada her şeyi, yitirdiğin! Kır artık şu zincirlerin.. bunun için çalmıştır kapını “ayrılık”, senin zalim diye kötülediğin!

Buluncaya dek içindeki Nur’u, bir gelir bir gidersin! Bunca arayışın sona erecek, o gün bir gelsin. Her şey, tüm ruhlar toplandığında Nokta-ı Kübra’da, O’na döneceksin. Ya da anladığında zaten her şey orada.. bilmem üzülür müsün kaybettiğin zaman için; Zaman hiç varolmadı ki bilmez misin.. senin gibi.. Varolan hep O idi, sen, ben zannettiğin..

s.e.
Yazan sen misin?

Aralık 12, 2006

Yalnızlık Korkusu

Dün geldi: Nedir aradığın? dedi bana;
Bensem, ne bakarsın o yana bu yana?
Kendine gel de düşün, içine iyi bak;
Ben senim, sen ben; arayıp durma boşuna!
Ömer Hayyam (Sabahattin Eyüboğlu, 29)

Nedir aradığım? Önce bunu sormalı kişi kendine; sadece aramak olmamalı yapılan, ki kişi bazen aradığının bile farkında değildir, kendince önüne çıkanı yaşadığını sanmaktadır. İçinde koca bir özlemle doğar insan, ömrü boyunca da bu özlemin peşinden koşar aslında, belki bilir belki de hiç bilmez, bilse bile çoğu zaman bildiğini sandığı gölgeden ibarettir.. aslı perdenin ardında saklı. Bu özlemdir arayış içinde sürüklenmeye açılan kapının anahtarı. Ya peki perde ne ola ki insanı böylesine apaçık bir gerçek karşısında aciz bırakabilecek kadar kalın ve güçlü olsun?
Önce anahtardan başlamalı..

Başıboş bir divane midir insan? Hiç bilmediği, yabancı bir yerde açıverir gözünü birden.. nereden ve neden geldiğini bilmeden.. sudan çıkmış balık misali! Kimi hiçbir şey olmamış gibi, sanki hep buradaymış gibi yaşar gider. Kimi öylesine yabancı hisseder ki ayak uyduramaz, savrulur gider. Kimi de yanıt aramak için bir şeylerin peşine takılır gider. Aslında ‘aidiyet’ yatar hepsinin ardında. Kimi buraya ait hisseder kendini, kimi ötede bir şeylere.. ve hatta kimi de başka şehirlerde bulabileceğini sanır, ah bir kaçıp gidebilse! Özlemin kapağını açıp içine bakmak varken, yükler sırtına, daha fazla çaba ve acı ile deneyim denizlerinde boğulur, ah bir cesareti olsa bakmaya! Ayakta kalabilmek için tutunacak bir dal arar durur ve bu dalı “yalnızlık korkusu” besler, o da ne kurur ne de yorulur.

Kendini bütünlemek içindir oysa bütün çabası, bunun için çırpınır tüm hayatı boyunca.. ama yanlış yerlerde, yanlış kişilerde, başkalarında arar! Bir ilişkiden diğerine atlar, yüreği nice yanar. Öyle büyük bir yüktür ki ilişkilerin sırtına vurulan, er ya da geç ezilir kendinden büyük beklentilerin altında; “beni tamamla” der karşısındakine insan ama böylesine ilahi bir isteğin karşısında fani ne etsin? Yetmez eli, kolu, bacağı kısa kalır bir zaman sonra, sonsuzluğu nasıl doldursun, kaplasın sınırlı ve geçici olan? Sonsuzluk içimizde.. dışarıdaki her şey ise bir aynadan, gölgeden ibaret.

“Bir aşk ki olgun mu olgun; bir gönül alan sevgili ki güzel mi güzel. Ama bundan daha şaşılacak bir hâl olabilir mi ki, arı-duru su önümde akmada, bense susuzum.”
Mevlâna (Rubailer)

***

Bedenini, eşyaları, ve dahi başkalarını böylesine sahiplenen insan, neden hayatının kontrolünü de sahiplenmez? Neden anlamak istemez iyi kötü başına gelen her şeyin sebebinin kendisi olduğunu? Başkalarını suçlar, kimseyi bulamazsa Tanrı’yı suçlar.. ya bilseydi, tanısaydı Kendini ve Tanrı’yı, bir sözü kalmazdı isyana bürünebilecek.

***Bir bilmecedir şu hayat, sorusu da tek, cevabı da.. soru da sensin, cevap da..

Kasım 11, 2006

“Zavallı Ben”den “Üstat Ben”e..

İlk Adım

“Ben öyle hissediyorum diye mi bana öyle geliyor bilmem ama her şey değişiyor sanki.. insanlar değişiyor.. inançlar değişiyor.. insanların hayattan beklentileri değişiyor.. korkular yerini meraka bırakıp sınırların ötesine ulaşıyor.. sorgulanmayan sorgulanıyor, öğretilen gerçeklerin ördüğü duvarlar yıkılıyor.. kapalı kapılar ardında konuşulan her şey su yüzüne çıkıyor.

Bir şeyler oluyor..
Ve ben bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi..
Sanki hiçbir şey çocukluğumuzdaki gibi değil, peki bu hep böyle miydi yoksa gerçekten farklı bir zamanda mı yaşıyoruz? Bazen freni patlamış külüstür bir arabanın içinde uçurumdan aşağı yuvarlanıyormuşum gibi hissetmek de neyin nesi? Bazen de sanki her şey yüksek bir gücün kontrolü altındaymış gibi, öylesine mucize kokuyor! Sağanak yağmurda son hız çalışan sileceklerin arasından görmeye çalıştıklarımdan ibaret olabilir mi bu hayat yolu, o zaman belki de çoktan çıkmış da olabilirim yoldan? Önümü göremiyorum. Hay Allah, bu yağmur da nereden çıktı şimdi? Bu ülkede ne doğru ki, yollar karanlık, ışık yok! Her yer karanlık! Kim var orada? Hayatımı kim yönetiyor?”

Feleğin çemberine takılmış oradan oraya fırıldak misali döne döne savrulduğunu sanan insan! Başına gelen her felakette kendine acımaktan ötesini yapamayan, birilerinin gelip elinden tutmasını bekleyen, neden ben diye göz yaşlarına boğulmanın ötesine adım atıp cevabı aramaktan ölesiye korkan insan! Tüm sorunları için – kafasının içinde debelenen düşüncelerine bakmaksızın - başkalarını sorumlu tutan, kendininki ile yüzleşmekten korkup da başkalarının hayatlarına burnunu sokan, bir çemberin içinde aynı konuyu farklı senaryo ve oyuncularla oynadığının farkına varamadan dönüp duran, tüm hayatı boyunca ödül avcısı günahtan kaçarken sevap toplamak için durduğu her defasında o canavara yakalanıp ettiği tövbelere neden bir türlü sadık kalamadığını anlamasa da bir şekilde yolun sonunda topladığı ‘bonus’larla ödüllendirileceğine inanan insan! Sen ne de muhteşem bir varlıksın!

İşte sana yol tarifi..
Dışarıdaki seslerin hayatına ettiği müdahalelerden kaçıp tüm pencereleri sıkıca kapatırsın.. bir an durup içeride kimin konuştuğunu dinlersin.. farklı sesleri ayırt etmeye başlarsın.. Nefs’ten geleni, kendini ve davranışlarını gözlemleyerek tanır, bilir, fark edersin.. bir dahaki sefere, olaylar karşısında kontrolü ona bırakmamak için çabalarsın.. tüm cızırtıların ortasında sakin, saf, duru bir ses duymaya başlarsın.. işte sisler kalkıyor ve kapı açılıyor.. ardında engin bir deniz.. asıl yolculuk şimdi başlıyor.. öncesi bilet kuyruğunda beklemekten ibaretti.. ötesi ise zor ama muhteşem bir yolculuk.. ve sadece mucizelere gebe.