Ağustos 05, 2011
Know Nothing
Temmuz 22, 2011
Yok
Bense içinde eriyip gittiğim aşk ile yok olmak için.
Kalbinde ince bir sızı ile sessiz sakin bekler
Ruhum emanetin, benim değil ki senin.
Temmuz 15, 2010
Veda
Rüyadan
Gördüklerimden sonra
Gücüm yok artık
Bakmaya aynaya
Bir karanlık oda
içinde kalbim
Duyduklarımdan sonra
Gücüm yok artık
Uyanmaya
Git düşünme
Yolun aydınlık
Yüzün ışıkla dolsun
Git üzülme
En çok sevdiğin
Hep yanında olsun
Bundan sonra bir ben yok artık
Başka bir dünyaya yelken açtım
Yıllar sonra belki birgün anlarsın
Ben hiç bu dünyada olmadım
Aslında yok bir adım
Aslında hiç varolmadım
Mayıs 28, 2010
Nefs-i Müdafaa (Nefs ile Ben)
Gözümün içine baka baka,
Dalga geçiyor benimle,
Dönüp baktığım her defasında,
Ele geçiriyor benliğimi,
Sanki hiç yol almamışım,
Sanki hiç bir kez olsun farkına varmamışım.
Sanki hiçbir şey değişmemiş gibi;
Yine aynı ben aynı karanlıklarda
Savrulup duruyorum sahipsiz bir boşlukta.
Denedim.
Uzaklar, soğuk ve anlamsızdı ama acısızdı.
Döndüm.
Bile bile yine sana ruhumu mahkum ettim.
Bu son olsun ne olur;
Ya bırak sonsuza kadar gideyim,
Ya da tam şu anda seninle yok olayım.
Savaşamam artık;
Ne gücüm kaldı ne de cesaretim.
Ya ben, sen olacağım ya da sen, ben.
Bu defa bil ki kaçış yok bu nihai sondan.
Mayıs 25, 2010
Eylül 07, 2009
Lokomotif
İnsanlığın bilinçteki evriminin görünen kanıtı, “Artık böyle gidemez” zamanlarını yaşıyoruz. Dışarıda bir şeylerin değişmesini istiyoruz, bekliyoruz. Bunun için tek ve gerekli büyük adım, “içimizdeki çürümüş, yozlaşmış benlik kırıntılarının” arasında kaybolmuş “öz benliğimizi” ortaya çıkarmaktır. Bir kurtarıcı, lider ya da peygamberin ayağınıza gelmesini beklemeyin, O’nu sizin arayıp bulmanız gerekiyor.
Denize doğru yaklaştıkça geçtiği kıyılardan topladıkları ile bulanan bir akarsu misali, kaynağımızdan çıktığımız o ilk saf halimize dönüş yollarını aramalıyız. Kaynak’ımıza dönüş hızımız, suyun yoğunluğu ya da yük miktarımız ile doğru orantılı. İşte bu nedenle tüm vagonları bir bir benliğimizden söküp atmalıyız; Kaynak’ımıza, Yuva’mıza daha çabuk ulaşmak için. Bu haliyle benliklerimiz, bir balçıktan farksız.
O vagonlarda, tutunup kaldığımız, bırakamadığımız geçmişimiz var. Bize sorgulamamak üzere öğretilen saplanıp kaldığımız inançlarımız, sanrılarımız var. Utançlarımız, korkularımız, büyük acılarımız, pişmanlıklarımız, hatalarımız var. Bu bağları koparmak öyle kolay değil. Zaman, her şeyin ilacı gibi görünse de değil. Dönüşmedikçe, dönüştürmedikçe, zaman, sadece farklı dekorlar ve kastlarla aynı senaryoyu karşımıza çıkarır; uyarır, sorunu işaret eder ama çare olamaz. Çare, duygularımızda saklıdır. O yükler, ancak yaşananların ardında saklı olan nedenin bulunarak benliğin arındırılması ve öz benliğin ortaya çıkarılması ile atılabilir.
Mayıs 08, 2008
Zuhur
Nisan 19, 2007
Kader
Nisan 18, 2007
Hakikat
Nisan 09, 2007
Sınır
Şubat 22, 2007
Gölgeler
Deliler gibi mutluluktan dönüyorlar Sema’da
Gölgeler..
Gözlerimin gördüğü varlıklardan azad edildiler!
Kaynak
Ne varsa duyduğun ve gördüğün kendinden bil,
Kendinde ara bul; sebep başkası değil!
Tek Kaynak sensin,
Hayatını düşüncelerinle beslersin;
O zaman ne diye şikayet edersin?
Şekle aldanmayı bırak,
Kaldır da örtüleri bir bak!
Bir'dir her şeyin özü, kaynağı..
O da senden gayrı değil!
Zâhir Bâtın'a ayna tutar,
Bakan da gören de yansıyan da
Senden başkası değil!
Şubat 21, 2007
Ayna
Toprağın bağrındaki tohuma,
Yazdım seni, elimde kırıldı kalemim.
Aynalar yorgun yokluğundan,
Yüzün belirirse diye baktığımdan,
Seni sordu kalbim, anlatmaya varmadı dilim.
Yüreğimdeki derdine bir çare bulamadım,
Seni ne söze ne kitaba sığdıramadım,
Kalb’de söylenir sözün, Kalb’de duyulur;
Onun için bil ki bu dile kilit vurdum.
Şubat 20, 2007
Gök
Sormayın bana; Cevap veremez dilim.. susar.
Kimim, neyim, nerdeyim bilmiyorum.. Ne adım var artık, ne yerim yurdum..
Gönüllere süzülen sevgiyim ben; Hepsi ve tüm evren dönüyor benimle..
Sığamıyorum ne yere ne göğe; Yürekten başka bir yere..
Bütün yıldızlar ellerimde.. Doğan Ay’ım ben geceye..
Topraktan salına salına çıkan çiçeğim ben; Yüzümü dönerim Güneş’e..
Hep “var”ım ezelden ebede;
Şekilsiz Öz’üm ben, Can olurum yok’luktan var’olanların içine..
Ne göz görür beni, ne kulak duyar;
Gönüllerde şakıyan bülbülüm ben..
Şubat 13, 2007
Sema
Sultanın ötelerdeki bahçelerine uzanan,
Yuva’dan güller getirdim, vuslat kokan,
Sema eyler gönül tüm kainat ile.
Bu ateşin içinde öyle bir yandım ki ben
Yok oldum da
Nüfuz etmedeyim zerreye.
Akan suya karşı durmak ne mümkün;
Kapıldım sele ben de gitmedeyim.
Kaldır tüm perdeleri, örtüleri aradan,
Bırak da aksın gözyaşım gönlüne,
O’nun bahçesindeki pınarlardan getirdim.
Yıkayıp gönlümü, gönül kapına geldim;
İlahi’nin muazzam sevgisinin bir damlasıyla dolup taşınca;
Seni O’nun yüreğiyle sevdim.
Şubat 12, 2007
Kül
Gönül’e bir ateş daha düşürdün,
Sen beni yakmaktan, bense yanmaktan usanmadım!
Çokları cehennemde yanmaktan korkar,
Yanmak cehennem ise ateş-i aşkınla yanar iken her an,
Cehennemdeyiz biz o zaman?
Halbuki yanıp küle döndü mü benliğin, cennete doğarsın.. yeniden.
Şubat 11, 2007
Yeni
İster avucunu aç, ister bırak düşeyim toprağa.
Sesim soluğum kalmadı, inlemekteyim sessiz.
Bir sözüm yok ki diyeyim; Bu acıya bir neden, bir yol göstereyim!
Neydim ben, kimdim? Ne diye buralara geldim?
Bu ayrılığa bir neden kalmadı ki dönüş yoluna çıkmak isterim.
Yeni bir güne doğmalı artık.. Eskiyi bırakmalı,
Yeni hallere, yeni şekillere bürünmeli!
Yeni sözlerle, yeni düşüncelerle dolmalı,
Unutup geçmişi sadece bugünü bilmeli!
Öz
Var olmuş ya da olmamış, herşey ben’im!
Ne bir görüntüye ihtiyaç var ne de bir söze;
Göze, dile sığmaz benim Öz’üm,
Gönül’den başka bir yere!
Her an evren olup yeniden doğmaktayım!
Ağaç
Sevdadır gönülden evrene dökülen.
Benden geriye bir şey kalmadı;
Yalnızca bir ateş-i aşk.. yanıp küle döndüren.
Ben bir ağacım,
Dört mevsim çevrilir etrafımda,
Tüm yapraklarım hala dallarımda,
Dökülmeyenler olmayan yapraklarım!
Gövdem yıkılsın razıyım!
Bu aşk bedende yaşayamaz,
Varlığında “yok” olayım,
Bu ayrılığa artık ruh dayanmaz!
Ayrı bir mekan tutarsın kendine,
Ayrı isimler verirsin cisimlerimize,
Ayrı bilirsin benden canını,
Bir son verdim bu ikiliğe sende yok ederek varlığımı!
Bir tek sen varsın artık, ne ben ne de başkası!
Şubat 10, 2007
Rüzgâr
Ben ise ağacın yaprağı!
Sonbahar gelsin diye bekler dururdum;
Kapılıp sana, süzülmek için gökyüzünde!
Senin adın ırmak idi;
Ben ise kıyısındaki toprağı!
Suyun taşsın diye bekler dururdum;
Karışıp sana, dökülmek için denize!
Şimdi gün başka, yer başka,
Sen başka, ben başka,
Ama ne özlemim değişir
Ne de sevgim adına!
Yol
Ey Gül-i Zâr!
Nice yol bilirsin halbuki varmak için Sevdiğine!
Sen yine de;
Serilmişsin gökyüzünün ılık ılık esen rüzgarının içine,
Seyredersin O’nu şekilde ve biçimde,
Zahirdeki aksin ile kavuşursun aldığın her nefeste..
Şubat 09, 2007
Kapı
Durmak yok bu Alem'de koşmak lazım dedi!
O diyardan bu diyara,
Gezdim gördüm şu Alem'de ne varsa..
Kimi bildi tanıdı beni, kucak açtı;
Kimi görmedi bile gözleri öyle kapalı!
Kimi ötede, kimi beride!
Nice güzelliğin seyrine vardım, her Gönül'de..
Ama nereye gitsem, hep bir şey yazılı Kalb Kitabımda,
Şu evrenin varsam bile diğer bir ucuna,
Gelip ağlamak ister gözlerim Gönül Hanının Kapısında,
Bulurum seni inan arı olup saklansan bile kovanına,
Yeter ki almasan bile içeri, beni Kapından kovma..
Şubat 07, 2007
Kitap
Bir 'kitap' olup indim ben yeryüzüne;
Bunun için 'oku' yazıyor ilk ayetimde..
Şubat 06, 2007
İlahi
Bu gözler senden başka neyi görür ki, güzelliği onda görsün! Bu gönül senden başka neyi sever ki içi onun sevgisiyle yanıp küle dönsün! Senden başka ne var oldu ki, ruhum varlığını onda söndürsün!
Ocak 30, 2007
Yağmur
Adımların sıklaşır, hızlanırsın hafiften hafiften..
Sonra birden kaybolursun damlaların içinde;
Ya sığınırsın bir dam altına, ya açarsın şemsiyeni,
Ya da devam edersin yoluna, razısındır kaderine..
Yürüyorum..
Her gün hep o aynı kararsız bulut tepemde;
Hep aynı damlalar, ağır aksak düşüyorlar.
Ya yağarsın ya da durur çekip gidersin;
Sen de mi yazıldın yoksa kaderime.. kederime?
Kim bilir belki korkularımsın!
Sonrasını özlemle beklediğin,
Bitmeyen bir hayatın adımlarını atarken,
Hissettiğin, bildiğin bazı şeylerin gerçekleşmesinin
Bu hayatında mümkün olmamasının kahreden acısına rağmen,
Yalnız değilsin mi demek istediğin?
Hem korkularım, hem şüphelerimsin!
Ya bu içine düştüğüm ateşte boşu boşuna yanıyorsam?
Ya o gün varolmamış ve asla gelmeyecekse?
İçine tüm evreni saklamış, sığdırmış,
Bir kalp dolusu sevgi boşa giderse?
“Sen haklıydın Celâl,” diye haykırarak,
Sokaklarda koşmak geliyor içimden;
“Rumî, sen haklıydın, affet beni!”
Ve haklıysam eğer o gün varsa;
Ben şimdiden gitsem oraya, orada beklesem..
O güne dek duymasam, görmesem, bilmek yeterdi bana!
İşte bir tane daha.. ve bir tane daha..
Düşüyorlar umarsız, sessiz, sakin..
Ocak 28, 2007
Şişe
Şişe mi benim içimde, ben mi şişenin içindeyim belli değil,
Anlamaz kimse bu sarhoşluğumun nedenini,
Bir şişeye düşmeden önce.
Ocak 27, 2007
Nokta
Ya gördüğün her şey, senden gayrı mı ki beğenmezsin! Kendi kalbin kıran kendinsin! Şekle dalıp da ayrılığı yaratıp ne diye inlersin! Kalkınca tüm perdeler, geride kalacak olan sen misin? Benliğini kaldırmadan görüntüden ibaretsin! Öz’üne vardığında ise dönüp bakınca geriye, sen her şeysin, her şey sen!
Nedir ki gün dediğin; Her şeyin kendini var sandığı görüntülerin aslı Nur’dur, seyrettiğin.. Can, yeter nefsine zulmettiğin.. Var etme yok olanları, karanlığa kat kendini, ver her şeyini gitsin.. Korkma Nur’dur aslın senin.. Bir Sema’ya erdin mi bulursun orada her şeyi, yitirdiğin! Kır artık şu zincirlerin.. bunun için çalmıştır kapını “ayrılık”, senin zalim diye kötülediğin!
Buluncaya dek içindeki Nur’u, bir gelir bir gidersin! Bunca arayışın sona erecek, o gün bir gelsin. Her şey, tüm ruhlar toplandığında Nokta-ı Kübra’da, O’na döneceksin. Ya da anladığında zaten her şey orada.. bilmem üzülür müsün kaybettiğin zaman için; Zaman hiç varolmadı ki bilmez misin.. senin gibi.. Varolan hep O idi, sen, ben zannettiğin..
s.e.
Aralık 12, 2006
Yalnızlık Korkusu
Dün geldi: Nedir aradığın? dedi bana;
Bensem, ne bakarsın o yana bu yana?
Kendine gel de düşün, içine iyi bak;
Ben senim, sen ben; arayıp durma boşuna!
Ömer Hayyam (Sabahattin Eyüboğlu, 29)
Nedir aradığım? Önce bunu sormalı kişi kendine; sadece aramak olmamalı yapılan, ki kişi bazen aradığının bile farkında değildir, kendince önüne çıkanı yaşadığını sanmaktadır. İçinde koca bir özlemle doğar insan, ömrü boyunca da bu özlemin peşinden koşar aslında, belki bilir belki de hiç bilmez, bilse bile çoğu zaman bildiğini sandığı gölgeden ibarettir.. aslı perdenin ardında saklı. Bu özlemdir arayış içinde sürüklenmeye açılan kapının anahtarı. Ya peki perde ne ola ki insanı böylesine apaçık bir gerçek karşısında aciz bırakabilecek kadar kalın ve güçlü olsun?
Önce anahtardan başlamalı..
Başıboş bir divane midir insan? Hiç bilmediği, yabancı bir yerde açıverir gözünü birden.. nereden ve neden geldiğini bilmeden.. sudan çıkmış balık misali! Kimi hiçbir şey olmamış gibi, sanki hep buradaymış gibi yaşar gider. Kimi öylesine yabancı hisseder ki ayak uyduramaz, savrulur gider. Kimi de yanıt aramak için bir şeylerin peşine takılır gider. Aslında ‘aidiyet’ yatar hepsinin ardında. Kimi buraya ait hisseder kendini, kimi ötede bir şeylere.. ve hatta kimi de başka şehirlerde bulabileceğini sanır, ah bir kaçıp gidebilse! Özlemin kapağını açıp içine bakmak varken, yükler sırtına, daha fazla çaba ve acı ile deneyim denizlerinde boğulur, ah bir cesareti olsa bakmaya! Ayakta kalabilmek için tutunacak bir dal arar durur ve bu dalı “yalnızlık korkusu” besler, o da ne kurur ne de yorulur.
Kendini bütünlemek içindir oysa bütün çabası, bunun için çırpınır tüm hayatı boyunca.. ama yanlış yerlerde, yanlış kişilerde, başkalarında arar! Bir ilişkiden diğerine atlar, yüreği nice yanar. Öyle büyük bir yüktür ki ilişkilerin sırtına vurulan, er ya da geç ezilir kendinden büyük beklentilerin altında; “beni tamamla” der karşısındakine insan ama böylesine ilahi bir isteğin karşısında fani ne etsin? Yetmez eli, kolu, bacağı kısa kalır bir zaman sonra, sonsuzluğu nasıl doldursun, kaplasın sınırlı ve geçici olan? Sonsuzluk içimizde.. dışarıdaki her şey ise bir aynadan, gölgeden ibaret.
“Bir aşk ki olgun mu olgun; bir gönül alan sevgili ki güzel mi güzel. Ama bundan daha şaşılacak bir hâl olabilir mi ki, arı-duru su önümde akmada, bense susuzum.”
Mevlâna (Rubailer)
***
Bedenini, eşyaları, ve dahi başkalarını böylesine sahiplenen insan, neden hayatının kontrolünü de sahiplenmez? Neden anlamak istemez iyi kötü başına gelen her şeyin sebebinin kendisi olduğunu? Başkalarını suçlar, kimseyi bulamazsa Tanrı’yı suçlar.. ya bilseydi, tanısaydı Kendini ve Tanrı’yı, bir sözü kalmazdı isyana bürünebilecek.
***Bir bilmecedir şu hayat, sorusu da tek, cevabı da.. soru da sensin, cevap da..
Kasım 11, 2006
“Zavallı Ben”den “Üstat Ben”e..
“Ben öyle hissediyorum diye mi bana öyle geliyor bilmem ama her şey değişiyor sanki.. insanlar değişiyor.. inançlar değişiyor.. insanların hayattan beklentileri değişiyor.. korkular yerini meraka bırakıp sınırların ötesine ulaşıyor.. sorgulanmayan sorgulanıyor, öğretilen gerçeklerin ördüğü duvarlar yıkılıyor.. kapalı kapılar ardında konuşulan her şey su yüzüne çıkıyor.
Bir şeyler oluyor..
Ve ben bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi..
Sanki hiçbir şey çocukluğumuzdaki gibi değil, peki bu hep böyle miydi yoksa gerçekten farklı bir zamanda mı yaşıyoruz? Bazen freni patlamış külüstür bir arabanın içinde uçurumdan aşağı yuvarlanıyormuşum gibi hissetmek de neyin nesi? Bazen de sanki her şey yüksek bir gücün kontrolü altındaymış gibi, öylesine mucize kokuyor! Sağanak yağmurda son hız çalışan sileceklerin arasından görmeye çalıştıklarımdan ibaret olabilir mi bu hayat yolu, o zaman belki de çoktan çıkmış da olabilirim yoldan? Önümü göremiyorum. Hay Allah, bu yağmur da nereden çıktı şimdi? Bu ülkede ne doğru ki, yollar karanlık, ışık yok! Her yer karanlık! Kim var orada? Hayatımı kim yönetiyor?”
Feleğin çemberine takılmış oradan oraya fırıldak misali döne döne savrulduğunu sanan insan! Başına gelen her felakette kendine acımaktan ötesini yapamayan, birilerinin gelip elinden tutmasını bekleyen, neden ben diye göz yaşlarına boğulmanın ötesine adım atıp cevabı aramaktan ölesiye korkan insan! Tüm sorunları için – kafasının içinde debelenen düşüncelerine bakmaksızın - başkalarını sorumlu tutan, kendininki ile yüzleşmekten korkup da başkalarının hayatlarına burnunu sokan, bir çemberin içinde aynı konuyu farklı senaryo ve oyuncularla oynadığının farkına varamadan dönüp duran, tüm hayatı boyunca ödül avcısı günahtan kaçarken sevap toplamak için durduğu her defasında o canavara yakalanıp ettiği tövbelere neden bir türlü sadık kalamadığını anlamasa da bir şekilde yolun sonunda topladığı ‘bonus’larla ödüllendirileceğine inanan insan! Sen ne de muhteşem bir varlıksın!
İşte sana yol tarifi..
Dışarıdaki seslerin hayatına ettiği müdahalelerden kaçıp tüm pencereleri sıkıca kapatırsın.. bir an durup içeride kimin konuştuğunu dinlersin.. farklı sesleri ayırt etmeye başlarsın.. Nefs’ten geleni, kendini ve davranışlarını gözlemleyerek tanır, bilir, fark edersin.. bir dahaki sefere, olaylar karşısında kontrolü ona bırakmamak için çabalarsın.. tüm cızırtıların ortasında sakin, saf, duru bir ses duymaya başlarsın.. işte sisler kalkıyor ve kapı açılıyor.. ardında engin bir deniz.. asıl yolculuk şimdi başlıyor.. öncesi bilet kuyruğunda beklemekten ibaretti.. ötesi ise zor ama muhteşem bir yolculuk.. ve sadece mucizelere gebe.